DAGANER GURUBUNA ÜYE OL.. - Blogcu

Generate Your Own Glitter Graphics @ GlitterYourWay.com - Image hosted by ImageShack.us

Glitter Text Generator
Glitter Text Generator




DAGANER GURUBUNA ÜYE OL..

8/11/2009

EN UZAKTAKİ YAKINDIR BAZEN





493275s8wrn8jsb5.gif picture by hayalgibii 
 
 
 
 
EN UZAKTAKİ YAKINDIR BAZEN

En uzaktaki en yakındır bazen
Bazen elinin değemediğine yüreğin değer, yüreğin dokunur
Yüreğinin dokunduğu teselli eder seni,
Yaralarını sarar, düğümlendiğinde boğazın
Nefes aldırır sana...
Tekrar tutunmak istediğinde hayata,
Sıkıca tutar elinden...
Hayatın bütün virajlarından canın acımadan döndürür seni,
Yaraların bile çabuk iyileşir o zaman.
Taşlı sulardan ayakların kanamadan geçip gidersin,
Düştüğün kuyulara bile ya bilerek düşersin,
Ya da kenarından geçip gidersin.

Hayat ve içindeki her şey,
Bir yolculukta camdan seyrettiğin görüntülere döner.
Resmin dışından bakarsın hayata.
Uzaktakinin gerçek yakınlığı teselli eder seni,
Seni asıl bilenin ve en çok sevenin tesellisidir bu aslında,
O seni bilir, ne ile mutlu olacağını, neyi seveceğini de bilir.
Hangi merhemin iyi geleceğini de yine en iyi O bilir.

Yarayı açan da merhemi süren de O dur.
Eğer duyabilirsen içindeki Ona ait sesi,
Sesini duyurmuş bir garibin, yorgun ama mutlu bakışıyla,
Gözlerini kaldırıp gökyüzüne, Ona bakarsın,
Bilirsin, sen her konuşmak istediğinde sadece ve sadece O hazırdır.
En yakın ama, en uzak da olabildiğin O dur aslında,
Sen seçersin Ona uzak ya da yakın olmayı,
Hayatındaki bütün mesafelerde Onun izi vardır.

Ona yakın olduğunda her şeye de yakınsındır aslında,
Sorduğu her soruda kendini göstermek ister sana,
Hayatın eli en tatlı dokunuşlarıyla okşarken seni,
Sen şifreyi çözmeye çalışırsın.
Bu sırada hayatındaki yakınlar ve uzaklar yer değiştirir,
Yakın bildiklerin uzak, uzak bildiklerin de yakın olur.

Çözemediğinde tekrar tekrar sorar sorularını, hiç bıkmadan,
Şifreleri hayatın içinde gizler, çözdükçe güçlenirsin,
Her bir soru arasında sana teselli zamanları bırakır,
Yorulduğunu Ondan iyi bilen var mıdır?
Soruyu çözemediğinde ise soruyu sevmeye çalışırsın,
Hatta bir adım öteye giderek soruyu soranı da seversin,
Gerçek uzaklık nedir aslında ya da gerçek yakınlık ...

Bildiklerin midir yakın olan, uzaklar hep bilmediklerin midir.
Ey uzak görünüp de en yakın olan;
Sana yakınlığımı artır
Ey soruları soran;
İstediğim bütün uzakları benim için yakın eyle,
Kalbimi sıkan bütün yakınları da uzak eyle,
Ve bütün bunları gönlüme de sevdir olur mu…


alıntı

8/11/2009

Acı izin verdiğin kadar acıtır bilirsin







Gitmeler önce gözlerde başlar.
Önce gözler terk eder sevdiğini. Önce gözler uzaklaşır sevdadan.

Dilin tüm inkârına sevdiğini inandırma telâşına karşı gözler anlatır doğruyu.
Yalansız riyasız söyleyiverir bittiğini.
"Artık demir almak günü geldi bu limandan" der acımasızca.
Bakarken içi titreyen gözler görmez olur seni.
İzlersin yapacak bir şey yoktur çünkü.

Hayatının tam ortasına gelip yerleştiği zamanı kabul ediş gibi gidişi kabul edersin.


Bilirsin ki her çaba boşuna.
Gitmek düştüyse akla her söz daha derin bir yara.

Beklersin sorgusuzca yerleştiği yüreğinin üzerine basa basa gidişini izlersin.
Konuşmak nafiledir artık.
Ne söyleyecek kelime ne anlatacak duygu kalmamıştır.


Sensiz nefes alamayandır giden. Yokken nefes alamadığındır.
İnanamaz ama izlersin. Dilin de gözler kadar dürüst olacağı günü beklersin.
Acıtır her yalan her sahte dokunuş yakar tenini beklersin.

Mutluluğundur giden. Kalbin kanar ama izlersin.
Söyleyemediklerinle yanmaya başlar boğazın.
Hayallerindir sevdandır giden.

Kocaman bir boşluk bırakır ardında doldurmayı öğrenirsin.
Kendini hazır hissettiğinde söyleyecek makul bir sebep bulduğunda
zamanı geldiğinde dillendirir gidişini.


Bildiğin bir masalı anlatır gibi oyuncularını hikâyesini sonunu bildiğin bir filmi izletir gibi.
Anlatır dinlersin. Gider izlersin.
Acı izin verdiğin kadar acıtır bilirsin...


8/11/2009

Şiirlerini Çekmecelerinde Saklayanlar





 


Şiirlerini çekmecelerinde saklayan* kadınlar sevdim.

Her ay sonu maaşları tükenirken annesi ve kız kardeşiyle kavga edenler. Oysa çok bir şeyler almazlardı kendilerine. Nemlendirici krem, çorap, yazları ve ay başı günlerinde fazladan iç çamaşırı hepi topu. Kız kardeşleri okuyordu hala. Bitiremedikleri fakültelerde veremedikleri dersler vardı. Hocalarına istediklerini veren bu kızlar, bir dersi nasıl veremiyordu öğrenemedim. Anneleri ise kuş gibi. Evden eve gezmelerde. Mualla Hanımlar, Müjgan Teyzeler, Aytenlerin kayınvalideleri, Şulelerin üst kattaki komşuları…

Akşam evlerinde toplandıklarında aynı masada üç tabak. Üçü de farklı köşelerde; Üç farklı hayat.
“Yarın Neclalara gideceğim. Lale’nin gelinini de göreceğiz. Küçük olanı evlendirdi iki ay önce. Beşiktaş’ta nikah yaptılar, gidemedik. O gün babanızı ziyaret edeceğiniz tuttu. Yaşasaydı yüzüne bakmayacaktınız adamın. Ölünce herkes kıymete biniyor. Ben ölünce bana gelmeyin de bak ne yapıyorum sizi.”

“Okuldan sonra Ufuk aldı beni. Bebek’te yeni bir yer açılmış oraya gittik. Çikolatalı pasta yedik. Çok romantik bir çocuk. Bir haftadır birlikteyiz bugün öptü beni. Sıcacık bir öpücüktü. Aşık oldum galiba, emin değilim. Selim gibi çok sıkıştırmıyor beni. Ne dersem onaylıyor. Yarın yine buluşacağız. Benim dersim iki’de bitiyor, onun dersi yokmuş gelip yine beni alacak. Akşamüstü biraz geç kalabilirim o yüzden. Bir şey olursa ararım. Abla spor arabası var, müthiş!”

Hayatlarını şiirlerinde anlatan kadınlar sevdim.

Her sabah yorgunlukla uyanan. Perdeleri açmadan giyinmeye başlayan. Uzun bir süre kahvaltıyı sadece Pazar günleri yapan kadınlar. Çalıştıkları yerlerde el üstünde tutulurlar. Bir bölümün sorumlusu olup ona bağlı çalışanlar varsa mutlaka ona tapıyorlardır. Bir istedikleri neredeyse üç yerine getirilir. Kendinden üstleri ise onu kaybetmemek için ayrı bir çaba gösterir. Çünkü O, sabah yataktan yorgun kalkan kadın değildir artık. Evden dışarı adımını attığında bütün enerjisini toplayıp iş yerinde zirve yapandır. Kahve, sigara için yanına gidilen, yeni alınan kıyafete ilk yorum yapan, kız arkadaşına hediye almak için fikri sorulan…

Kusursuz coşku odalarında sabah ve öğle seansları kalabalıktır. Her ne kadar içlerinde pencereleri kırık mutfaklar bulunsa da dostluğa en leziz yemekler bir daha kullanılmayacak kaplarla bu mutfaklarda pişirilir. Düzenleri iç yetileriyle oluşmuştur ki herkese nasip olmaz onu bilmek, öğrenmek, kullanmak… Ben hala bana ait iç yetiyi çözemedim mesela. Çünkü onu ortaya çıkaracak acılar yaşamadım ve o acılarla dünyayı temizleyen gözyaşları akıtmadım. O gözyaşları ki doğumdan itibaren sivrilen bütün kayaları doğa gibi eritir, uysallaştırır. İçleri uysal, dışları keskin. Şiirlerini gözyaşlarıyla eğiten kadınlar…

Hep yanlış adamlara aşık olan kadınlar sevdim.

Öğrenince birdenbire içimde kaynağı kurumuş bir dere yatağı uzanır. Kenarında küçük taşlar sızlatır dokunduğu yerleri. Ağırlık yapar gövdem. Zor zahmet düşünürüm. Usum onda asılır kalır. Ben “Hoşça kal” derim; sade ve yine zahmetle. O ise gözlerimin gurbetine dudaklarını koyar. Onun yanlışı olamayacağımı anlarım.

Şiirlerini çekmecelerinde saklayan kadınlar sevdim.
Çünkü onlara çekmecelerde saklanacak şiirler verdim.

* Buket Uzuner


8/11/2009

Hayatın içinde her şey var.






O gün biraz canım sıkkındı. Yorgunluk ta üstüne tuz biber ekince çıktım iş yerinden ve doğru kuaföre attım kendimi... 


Uzun zamandır gittiğim kuaförde ikinci kez karşılaştığım manikür yapan arkadaşa “Hadi bir de ellerim hafiflesin” diyorum. Biraz acelesi olduğu dikkatimi çekiyor. 

Zaten canım sıkkın gelmişim, biraz da üzgünüm, onun gerginliği bana da yansıyor. Gözleri sürekli saatinde ve telefonunda. En sonunda dayanamayıp soruyorum;

- Evli misin? Evde bebeğin mi var? 
- Yok ben bekarım.
- Ailenle mi yaşıyorsun?
- Evet
- Geç mi kaldın eve?
- Aslında bu saate kalınca biraz merak ediyorlar beni
- Saat daha sekize çeyrek var. Annen, baban bilmiyorlar mı çalıştığını? Ya da senin de bir hayatın olduğunu söylemiyor musun?

1.TOKAT

- Benim annem, babam rahmetli oldular.

“Eyvah! Pot mu kırdım?” diyorum kendime ve devam ediyorum konuşmaya.

- Başın sağolsun. Evdekiler kim?
- Kardeşlerim var evde. Ben gitmeden yemek yemezler de
- Küçükler mi?
- Yooo aslında büyükler. 

Konuşurken gözlerine dikkat ediyorum. Işıl ışıl ve gülümseyen bakışlara sahip.

Adını sordum o arada. “Serap” dedi. Diğer anlamı illüzyon… 

İsimlerin, insanların yaşamlarında çok etkili olduğunu düşünmüşümdür yıllardır. Öylece dalıyor gözlerim. Sonra konuşmaya devam ediyorum;

- Ben biraz fazla sordum. Rahatsız ediyor muyum?
- Hayır estağfurullah. Bir an önce bitirmek için ve dikkatimi kaçırmamak için kesik kesik cevap veriyorum. Kusura bakmayın.
- Peki diyorum ama bir şey var sanki kızda. Benim duymam gereken bir şey. İçim kıpır kıpır oluyor, daha fazla meraklanıyorum. 
O arada telefonu titriyor. 
- Bakın işte yine arıyorlar.
- Sen telefonuna bak lütfen. Benim işim kalsa da olur (Artık daha temkinliyim)

2.TOKAT

- Yok bakmıyım. Şimdi nerdesin diye soracaklar nasıl olsa. 

Benim iki kardeşim de özürlü. Biri diğerinden daha iyi. Bana çok düşkünler.Bensiz oturmazlar sofraya.

Ne? Nasıl yani falan diyorum kendi kendime. Anne, baba yok. İki kardeş var ve özürlüler. Kızın yaşı çok genç ama sırtındaki sorumluluğa bak, diyorum içimden. Sonra soruyorum tekrar;

- Senden başka özürlü olmayan kardeşin var mı?
- Var diyor çok şükür. Erkek kardeşim var.
- O nerde?
- O da iş yerinde. Kahvede çalışıyor da biraz geç gelir eve. Biz onunla birlikte bakıyoruz kardeşlerimize. 
- Kaç yıldır? Sesim artık çıkmıyor sanki.
- Altı yıl oldu diyor.
- Kaç yaşındasın?
- 26…

3.TOKAT

“Ben mutluyum”diyor müthiş bir kabullenmişlikle. Kendi gerçeğini, illüzyonunu yaşıyor. “Sadece biz değiliz ki böyle yaşayan. Çok insan var “ diyor ve gülümsüyor bana.

Serap daha ne desin? 
İşi bitiyor ve koşarak çıkıyor evine, kardeşlerine doğru.
Ben ise kalakalıyorum.
Canımı sıkan olayları düşünüyorum. Hastalık haberini ilk aldığım “an”ı tekrar hatırlıyorum ve yine yine yeniden şükran duyuyorum yaşamıma.
Kızıyorum kendime. Aynada bakıyorum yüzüme ve şımarıklık bu seninkisi diyorum. Kocaman bir şımarıklık.

Hayatın içinde her şey var.

Kader dediğimiz şey, kontrolümüzde olmayan, karşılaştığımız olaylar değil mi?

Peki biz bu olaylar karşısında ne yapıyoruz? Nasıl duruyoruz? Nereye bakıyoruz? Ne görüyoruz?

Mesele problemlerde değil ki!

Problemler karşısındaki çözüm üretebilme becerimizde. Çözüm üretebilmek için ise kabullenmek lazım. Kaçmadan, acıdan geçebilmek lazım yani.

Yaşam nasıl da öğretiyor insana. Ya da öğrenip unuttuklarını tekrar hatırlatıyor (hatırlamak isteyorsak eğer).

Teşekkür ederim hayat

Hergünümüz sevgiyle gelsin

my-Citi.net a Deien Freundes Community my-Citi.net y Deien Freundes Community my-Citi.net f Deien Freundes Community my-Citi.net e Deien Freundes Community my-Citi.net r Deien Freundes Community
7/11/2009

AŞIKLAR ÜÇ'E AYRILIR‏




couple5.jpg

AŞIKLAR ÜÇ'E AYRILIR

1. Paylaşımcılar
2. Karşı tarafa zırnık koklatmayanlar
3. Sevgilinin canına okuyanlar

1-Paylaşımcılar...

Daima sevgilinizin dizi dibinde otururlar,Beraber yatar, beraber kalkarlar,Seyahate, markete beraber giderler,Birbirlerinin sivilcelerini sıkarlar,En sonunda ilişkinin bokunu çıkarırlar.

2-Karşı tarafa zırnık koklatmayanlar...
Mensupları daha ziyade erkektir.Sevgilinin kaşını gözünü hayal ederler ancak gidip dokunmayı akıl etmezler.Manalı şarkılar dinlerler, meyhanede erkek erkeğe
içerler, ah çekerler.Şiir bile yazabilirler ancak şiirden Aysel'i çıkarıp Nursel'i koysanız fark etmez.Sevildiğinden bihaber oturup durmakta olan kadının çekip gitmesine ise akıl erdiremezler.

3-Sevgilinin canına okuyanlar...
Karşı tarafı hasım yerine koyarlar,Kusur bulmak için uğraşırlar,uçan kuştan kıskanırlar,giydiğine çıkardığına karışırlar,Her sevişmeyi iki dövüşün arasına sıkıştırırlar,İnsanı sevdiğine sevildiğine pişman ederler.


Buyurun, beğenin beğenin alın.



« Önceki::Sonraki »




Blogcu ile yapıldı